~~~~~~~~~~~~~~~

Özlemin İzdüşümü



Bekledim seni uzun uzun, sessiz sessiz. 
Tüm hücrelerim uyuşana, kalbim infilak edene kadar bekledim.
İçmeden sarhoş olur gibi, dilim tutulup lal olur gibi bekledim.
Uykulardan uyanıp, suya ellerimi uzatır gibi bekledim.
Her bekleyişi fırından çıkan ekmek kokusu gibi nimetten saydım.
Bir aminin yüzü suyu hürmetine kabul buyurdu kalbim her bakışını,
Evim bildim, yuvam bildim gözlerinin kuytusunu.
Karda açan bir çiçeğin baş kaldırışı gibi bekledim,
Bir dağ başında iliklerime kadar titredim.
Şehir şehir kaçtım, şehrin göbeğinde yine sensizliğe yakalandım.
Köşe kapmaca oynadım yalnızlıkla, önüm arkam sağım solum sendin oysa.
Sonra vazgeçtim beklemekten, 
Bıraktım bir hayalin peşinden düşe kalka koşmayı.
Bir gün uyandım, elime yüzüme bulaşan aşkı yıkadım bir nehir yatağında.
Koca nehir sen oldu, aktı gitti karıştı denizin koynuna.
Uçuşa yasak bölgelerde uçan güvercini serbest bıraktım maviliğin koynuna.
Dikenler kanatmıyor artık kanatlarını, uğurladım sonsuzluğa.
Parmak uçlarınla tenime çizdiğin haritaları silmek için günlerimi heba ettim.
Pusulasız, haritasız kaldım koca bir yaşamın ortasında.
Sonra buldum bir yolunu çıkmazlardan çıkmayı başardım.
Dudaklarımda kalan buselerini de ateşe verdim.
Yaktım ey Aşk, seni de kendimi de küle çevirdim.
Ama gel gör ki bir özlemin var bende,
Ağa dolanan balık misali can çekiştiğim.
...
Hamiyet Akan

Dut Ağacı



Bir dut ağacı vardı evimizin önünde 
Kaç kez tırmanmıştım bir tırtıl gibi üzerine 
Kaçıp kaçıp gizlenirdim yapraklarının içine 
Şimdi gecenin bu saatinde 
Aklım uçup gitmiş çocukluk düşlerime 
Daldan dala atlar gibi atlayıp duruyorum 
Bir düşten bir başka düşe 
Gözlerimden bir iki damla yaş süzülüyor 
Ve sonra ağacın doruklarına tırmanıp 
Göğün maviliğini bulmak gibi aydınlık 
Bahar gibi sıcacık bir şey oluyor 
Sen düşüyorsun aklıma 
Yüzün, ellerin, gözlerin
Can veren o sıcacık nefesin
Firar edip geliyorlar sol yanıma 
Ve benim kaçıp gizlenecek bir dut ağacım yok 
Gecenin bu saatinde seviyorum seni ulu orta 

Hamiyet Akan
20.01.2021
03:42



Takvimleri Eskitti Sonbahar


Gökyüzünün mavisini avuçlamak dururken, yokluğun soğukluğunu avuçlamak ve fersah fersah uzaklıklarda kaybolmak, kanadı kırık güvercinlere her sabah şarkılar söylerken gözyaşı denizinde boğulmak, nedir bilir misin? Anlamsızlık adına tüketilen onca an için kaç mum yakarım yüreğimde, yazdığım şiirlere sığmayan bir hayalin peşinde koşarken kaç defa düşerim, kaç defa aynı yerden yara bere içinde kalırım, bilir misin? 
Yağmurlar altında kurşunlandım, martılar eskitti yüreğimi, deniz çaldı gözlerimi, nehirlerim kaybetti okyanusun yolunu, yaprak dökümü göç etti yüreğimin başkentine, bekleyişleri geçmeyen saatler çakılıp kaldı ömrüme, provasız yalnızlıklara kesildi biletim.
Ben fazlaca seven yanımdan vuruldum. Kadıköy'ün orta yerinde buldular cansız bedenimi, İstanbul'un mavisinde yıkadılar, bir martı çığlığında kıldılar namazımı. Ve bir vapur dumanıyla uğurlandım onsuzluğa! Uğurlandığım bu yerde ağırlanamıyorum, üşütüyorlar beni... Üşüyorum kimselerin değemediği yerden. 
Oysa Oğuz Atay'ın dediği gibi: "Şimdi yanımda olsaydı böyle üşümezdim albayım..."

Hamiyet Akan
 


Çiy Tanem


  

Kıyında belki bir çakıl taşı, belki bahçende titreyen bir yapraktım. 
Toprak gibi tevazulu, kıyama duran bir aşkla sana tutuldum. 
Buz kütlesini eriten güneşe benzerdi yüzün, engel olamazdım içimin eriyişine. 
Mevsimleri karışan bir aşktı bizimkisi. 
Yağmuruna güneş göz kırpar, gökkuşağı çıkar, karda kardelen açtırır umuda yol açardı. 
Sıcacık meltem esintisi bir anda tutar fırtınayı kucaklardı. 
Sevda atlasının coğrafyasında dört bir yandan tutunan bir kara parçasıydık. 
Dağlarımız kekik kokar, çayırlarımızda papatya açardı. 
Uzun bir yol vardı önümüzde her iki yanı yeşile boyalı,
Biz tutup kaybolduk koparken etrafımızda çocukluğumuzun çığlığı! 
Şimdi yaşadığımız geçmeyen saatlerin ömrümüze çakılıp kalan bekleyişinin yalnızlığı. 
Oysa sen varken baharda düşen çiy tanesinin tazeliği gibi tazelenir, bereketi gibi çoğalırdı her şey. 
Bilir misin bir Orta Asya geleneği vardır
Hıdırellez'de yapraklar üzerine düşen çiy taneleri toplanır ve bir yoğurdu mayalar. 
Mucizedir aslında çiy taneleri. 
Sende yüreğime düşen bir çiy tanesiydin sevgilim! 
Ve ben seni her doğan günde mucizem diye sevdim..

Hamiyet Akan


Açtım Tüm Perdelerimi

Tam karşımdaki sokak lambasına bir martı kondu, beyaz kanatlarında özgürlük, bakışında sen vardı. Senin gibi güçlü, senin gibi asil bakışlarıyla uzun uzun baktı. Onu seyrederken elimdeki kahvemin soğuyup gitmesinden anladım saatlerdir orada öylece oturup kaldığımı. Çoğu zaman dalıp gidiyor gözlerim, bazen böyle bembeyaz bir martıya, bazen bir çiçeğin yapraklarına, bazen de denizin uçsuz bucaksız sonsuzluğuna. Belki tatlı bir hulyadır yaşadığım, belki kahramanı eksik bir masal, belki dağ başı ıssızlığında yalnızlık. Her gün havalanır düşlerimden bir martı, konar yalnız ruhumun saçaklarına. Ben hep açarım perdelerimi dolasın diye odama. Oysa özlemin göz gözü görmeyen saatleri yüreğime bir mızrak gibi çakılıp kalır ve her doğan gün gözyaşı sebebi özleyişler sunar sol yanıma. Nasıl bir özlemektir bu bitmiyor, eksilmiyor. Namlusuna sensizlik sürmüş gerilla gibi bir hayat tam karşımda. Bense inadına beyaz bulutlar yürütüyorum dağ başlarına. Coğrafyasını kaybeden zamanın içinde martılar konduruyorum saçaklarıma, çiçeklere su veriyorum. Bir görsen sevgilim nasıl çiçek çiçek yüreğim. Nasıl da aşk bulmuşum sende, nasıl da aşk olmuşum her saniye ve nasıl da aşk olmuşsun bana geçmişten geleceğe. Şimdi boğulur mu bu yürek düştü diye bir yokluk denizine. Şu an seni nefes gibi çekerken içime, Ümit Yaşar'ın cümleleriyle bir buse bırakıyorum boynunun sağ köşesine "Boynunda bir yer vardır, ben bilirim. Ne zaman oradan öpsem, değişir gözlerinin rengi, yanar dudakların, terler avuçların.."

 

Kalbimi Kalbine Yasladım


Nerede olursak olalım, hangi yaban iklimi yaşarsak yaşayalım biz hep aynı yerde olacağız. Şiirlerin mısralarında nefes alıp, kitap sayfalarında elele dolaşacağız, dağ başlarının yeşilinde, tepemizdeki maviliklerde, saçlarımıza konan kelebeklerde buluşacağız. Yürek atışım, hiç kıyamadığım, gülüşü yüreğimde saklımsın. Gitmek için onca sebep varken bir türlü gidemediğimsin. Gidemedim, gitmedi yüreğim senden, hep kaldım. Var olsan da olmasan da kaldım. Gözlerinde kaldım, nefesinde, ömürlük gülüşünde kaldım. Avuçlarımdaki dudak izlerinde kaldım. Beni hiç sevilmemişçesine seven yüreğinde kaldım. Zaman koşarak uzaklaştı, benim saatim hep sende durdu. Uzaklık, ayrılık engel mi benim seni ruhumun sokaklarında ulu orta sevmeme? Engel mi yokluğun, nefesim olup dudaklarımdan içime süzülüşüne? Sanma ki seni unuttuğum bir saat dilimi var! Unutmak denilen kelime lügatımda yer bulamadı, seni unutmak aklımın ne haddine! Aminlerim gibi gerçeğimsin. Ey sevgili, ben seni uzaklardan, sessizce, dualarımla seveceğim. Sana gülüşlerimi, sevişlerimi, sinirlenişlerimi, ağlamalarımı, mutluluğunla avunmalarımı bilmeyeceksin. Kokunu almayacak, gözlerine bakmayacak, ellerini tutmayacak olmam seni her saniye saçımdan ayakucuma kadar sevdiğim gerçeğini değiştirmeyecek. Yanında olacağım güldüğünde, sol yanında olacağım sevgiye ihtiyacın olduğunda. Konuşmak istediğinde bir kuşun sesinde ulaşacağım sana, her şeyden sıkıldığında, dünya üzerine geldiğinde, susmak istediğinde gece gibi örtüleceğim üzerine, sessizce dinleyeceğim seni. Ben kalbimi kalbine ömürlük yasladım sevgili. Koy elini göğsüne hisset sevgimi..

Hamiyet Akan



Senden Sonrası


Senden sonra diye başlayan cümleler kuracağım şimdi. Uzun uzun cümleler, direnen, can çekişen cümleler kuracağım. Senden sonra çok gezdim, şehir şehir diyar diyar. Bulamayacağımı bile bile unutmak diye bir sokak aradım her gittiğim yerde. Depresyon denilen tuhaf bir sokağa girdim, kayboldum yokluğun dehlizlerinde. Çok ağladım, öyle çok ağladım ki gözyaşım kurudu tıpkı canım ülkemin şimdilerde can çekişen barajları gibi. Yürek iklimim senden sonra kurak bir çöle döndü. Çok kırıldım, çok durdum, çok duruldum. Bir süre boş baktım, boş gördüm tüm dünyayı. Yere göğe sığamadım, odalar duvarlar küçüldü, ben içinde seni mi kendimi mi yitirdim bilemedim. Senden sonra çocukluğuma eyvallah deyip büyüdüm. Gecelerim hiç kolay değildi, uykuları kaybettim seninle birlikte. Sen diye nöbetlere durdum gecenin en zifirisinde. Bir şarkı, bir şiir yetti can evimden vurup beni yerle bir etmeye. Birkaç yudumla kendimi unuttuğum mey senden sonra dolup taştı kadehlere de unutturamadı seni kalbime. Her gün bir haber bekledim, o canım dudaklarından düşecek bir cümleye hazırdım ömrüm vermeye. Beklemesi, savaşması zor bir döngüydü sensizlik. Senden sonra beklentilerim azaldı, sevinçlerim kırıldı, umutlarım filizlendiği yerden kurudu. Sen rengarenk bir gökkuşağıydın elimi uzattım tutamadın. Senden sonra karanlık bulutlar sardı. Gün yirmidört saatti ve ben her saniyesinde yokluğunda sana kızdım. Kızdım, kızdıkça daha çok sevdim, küsmedim küsemedim, daha çok özledim. Hayat senden sonra devam etti elbette. Öldüm mü, ölmedim ama saçımdan ayakucuma dek sana kırıldım. Kırdığın her parçamı görme diye süpürdüm yüreğimin en gizli köşelerine. Ruhumu sensiz doğan günle birlikte gömdüğümü bilme diye çokça güldüm. Ey Aşk, seninle bir saklambaç oynadık ve ben o gün bugündür elma diyorum çıkmıyorsun. Şah damarım gibi yakınımdasın ama yoksun...

Hamiyet Akan

Gökkuşağı

                       
Bir gökkuşağının tüm renklerini kucaklayarak
Yüreğimden vuruldum sana.
Saklama renklerimi karanlık bulutlara.
Hırçın rüzgârlara dayanmayı
Boynu bükük ezberletme bana.
Geceleri saplama yüreğime bir mızrak gibi.
Bir adımlık hayat kıyısında
Issızlığın ayak seslerini dinletme.
Her yazılışında şiirlerime hasret düşürme.
Yağmurlarda üşütme.
Ey Aşk, gülüşünü topla gel.
Tüm aykırılıklarınla yine sokul aklımın odacıklarına.
Özlemin bekledikçe yıllanan şarap gibi yüreğimin mahzeninde.
Gel, başaklardan kopup gelen rüzgâr gibi.
Sevdasını gözlerinde tutan bahar gibi.
Güneşin avuçlarında nefes alan papatya gibi.
Gel ey sevgili, bulutları topluyor çocuklar. 
Az sonra yine gökkuşağı çıkar

 

Hamiyet Akan
 


Sabıka Kaydı



Ne vakit sarhoş eden gülümsemene çarpsam ay akardı göklerden, 
Elektrik çarpması gibi felç olurdu organlarım. 
Birde ellerin değdimmi ellerime, 
Zaruri istikametim olurdu cennet-i âlâ. 
Ah şimdi gülümsemen olmayan bir dünyada yaşadığım şey erguvan sızısı. 
Kafiyesi yırtılıp dökülen yüreğimin durmak bilmiyor iç kanaması. 
Ha birde yokluğunda ben kırdım yüzümü aynalarda. 
Hayalini astım tüm duvarlara. 
Sahili olmayan bir şilebin hüznü, 
Mevsimi çalınmış kuşların kimsesizliği gibi 
Issız bir çığlıktır yaşadığım şimdi. 
Zaman adrese teslimat yapmayan bir kargocu gibi seni bıraktığı yerden habersiz. 
Günler sırtı kambur bir hamal, 
Yüklendiği yükün altında canı çıkan. 
Hayalini astığım duvarların dili olsa da konuşsa, 
Yeniden sen oluşumu her nefes alışımda. 
Ve sen bilmezsin ey Aşk, 
Dudaklarımın dudaklarına olan sabıka kaydıyla nasıl gün doldurduğumu şu dünyada! 

Hamiyet Akan

Ayrılık Rüzgarları Yüreğimi Yakmamış Gibi




 yeniden sev isterdim yeni doğan bebeğin masumluğunca
bak isterdim hiç bakmamış gibi gözlerimin kuytularına
tanı isterdim yeniden aşkı bir bakışın gizinde
hiç zamanın olmasın isterdim 
yağmur yüklü bulutları getirmeye
sisli yarınlara kapı açma isterdim
öylece her şeyin en başına dönmek isterdim
yabana atılmamış duygular sokağına dönmeyi
efsunlu saatlerde sıcacık ellerini sevebilmeyi 
bir tutam sevda bıraktığımda
yüzünde oluşan gülümsemenle 
gel isterdim bahçelerime
aşkını yağmalayan şu sensizliği sil isterdim
yokluğuna yağan her yağmurda 
akıp giden yüreğime bent ol isterdim
ben ki yazacak aşkı olmayan bir şair değilimdir artık
sen bu kalbi mesken kıldığından beri
yüreğim bilerek anlatırım satır satır şiirlere seni
ve adına Aşk dediğim andan beri
aşk olmuştur hayat
aşkına pervane olan bu kalbi sar isterdim yeniden
ben seni yalnızlıklar şehrinde yapayalnız sevmiştim
sense cıvıl cıvıl çocuk seslerine gark etmiştin sokaklarımı
ben ağrılı bir hayatın bıçak darbesiyle can çekişirken
elindeki merhemi parmak uçlarınla dokundun yaralarıma
şehrin havası, denizin suyu, yosunun kokusu değişti
ve ben seni yalnızlığı tutup duvara çarparcasına sevdim
hadi gel
yeniden tertemiz düşlerle uyandır beni sevdana

Hamiyet Akan



 
Theme:deluxetemplates.net