~~~~~~~~~~~~~~~

Çok Geç Olsa da



Bir gün beni özleyeceksin biliyorum. 
Üşüyen ellerimi avuç içlerine aldığın günü düşleyeceksin. 
Beyaz bir şehrin ortasında ki sarhoş şarkılarım çalınacak kulağına, 
Özleyeceksin... 
Saçlarımın kokusundan gözlerinin kapanışı gelecek aklına, 
Boynunun sol yanında konaklayan dudaklarım gelecek... 
Özleyeceksin... 
Yüzlerce kelimenin içinde tutulan dilimi hatırlayıp gülümseyeceksin. 
Ellerimden yediğin ballı ekmeğin tadı düşecek damağına, 
Özleyeceksin... 
Yanan yüzümün yüzüne aşinalığını, 
Aniden nefesinin içine nefesimin kaçışını, 
Özleyeceksin... 
Bir kelebek gibi sen diye diye kanatlanışımı, 
Bir divaneye dönen kalbimi, 
Bir meczuba dönen aklımı hatırlayıp, 
Özleyeceksin...
Dışı kadın, içi çocuk bu deliyi korkarım ki bir gün,
Özleyeceksin...

Hamiyet Akan
21.12.2017
23:58

Sorgusuz Sualsiz


   

Şimdi sana ne söylesem,
Miadı geçmiş diye iteceksin bir kenara.
Bu kış ortasında çekip gitmeden şu fani dünyadan
bir kez daha baharlar sunsam sana,
Tutup bir bir kıracaksın dallarımı gözünü kırpmadan.
Sana ne yazsam vuracaksın alnının ortasından.
O yüzden sen her gece uyuduğunda, 
Gelip seni emanet alırım o yatağından.
Bir kamp kurarım bir göl kenarına.
Yıldızlar yağarken göklerden saçlarıma ve
Ateş böcekleri etrafta uçuşurken, öperim dudaklarından.
Gölden çıkan periler raksa tutuşurlar etrafımızda.
Rüzgarın yapraklarla senfonisi yankılanır ormanın derinliklerinde.
Sessizce uzaklaşır kederler başım kollarına düştüğünde.
Ey Aşk, sen her gece uyuduğunda,
Gelip alırım seni o yatağından sorgusuz sualsiz.
Dağ, tepe dolaşırım.
Gitmediğim şehir, görmediğim ülke,
Tatmadım tat kalmaz seninle.
Ne sandın ki sen!...
Hiç kalır mıyım ben sensiz.

Hamiyet Akan
19.12.2017
02.22



İçimin Oyuklarında Saklanıyor Yasadışı Duygular



Kaç mahkeme kurar insan yüreğinin tam ortasına, kaç kez idam eder kendini de kıyamaz içindekine? Sen bilmezsin adamım... Bilmede, kurmada böyle mahkemeler yüreğinin orta yerine. Kurduğun vakit bitmek bilmiyor celseler. Hakimi, savcısı ve en kötüsü davalısı, davacısı kendin olunca işte böyle mahkeme salonuna döner için. Havada uçuşup durur cevabı hançerlenmiş sorular. Bak nasılda soğuk, puslu bir havada yolumu kaybettim ben kendi yüreğimin caddelerinde. Pencere kenarlarında biriktirdiğim onca çiçeğin solup gidişine el pençe seyirci kalmaktır belki de içimi böyle deli divane yakan. Birlikte koklanamayan onca çiçeğin boynu büküklüğünün vebalini hangimiz öderiz, hangimize kesilir bu özlemin hesabı? Uzay boşluğuna düşürdüğümüz onca yıldızın kayıp haritasını çizerken avuç içlerimize, gök kubbenin ağıtlarını bir ben mi duyuyorum, yoksa sende ortak mısın bu kayboluşun haykırışlarına? Bir ben miyim koca sahra çölünün kumunu yutarcasına boğulan, susuzluğundan seraplar görüp koşup koşup yorulan? Benim zayiatlarımı kimse tutup kayda geçirmiyor, bu yüzdendir ki kaybettiğim parçalarım bir türlü bulunamıyor yalnızlık ülkesinde. Bu ülkeyi nereden fethettiysem her yanımı yara bere içinde bıraktı. Hele tutup saymaya kalkma kırılan umutlarımı. Dinlememekte iyi ediyorsun yurtsuz, yuvasız sesimin yankısını. Ah güzel Aşk, ah adına aşk deyip iman ettiğim yar, ilaç verip duruyor doktorlar, hangi reçetedeki, hangi ilaç, yüreği yaralı bir şairin olmuş ki devası!... Bilmiyorlar, bilmiyorlar... Tıpkı koca dünya gibi, tıpkı sen gibi, bilmiyorlar...

Hamiyet Akan
18.12.2017
02:18

Can Yangısı


    

İlk defa canımın acısına rağmen, kanamıyor yüreğim.
Öyle çok toz duman oldu ki içim, dahası yok!... 
Bundan sonrası vazgeçiştir aşkın bedenlenmiş halinden.
Bürünmektir hayali ruhaniyetine en derinden.
Vuramazsın beni artık gökyüzünün sonsuzluğunda.
Ey Aşk, sakın artık gelme!
Yönüm, yolum, önüm, arkam senken,
Gizlisinde yitip gittim senin kayıp haritanda.
Yokluk şehirlerinde ışık yoktu, kör oldum.
Öyle şarkılar söyledim ki duyan yoktu, lal oldum.
Engin bir deniz idim, karaya kovuldum.
Tuz yiyip tuz içtim, susuzluktan boğuldum.
Güne uzandım, geceye savruldum.
Cennetin kapısındaydım, uzaklara kovuldum.
Yollardan geçtim, sana koyuldum,
Varmak için değil, almak için hiç değil...
Az gittim, uz gittim, dere tepe sen gittim, yoruldum.
Yüreğimi avucuna bıraktım, kayboldum.
Senden önce karlı dağ idim, alev alev od oldum.
Gel gör ki tüm yangınlar yandı geçti yurdumda,
Bana düşen külleri süpürmek idi, süpürdüm gitti, 
yok oldun, yok oldum,
yok...

Hamiyet Akan
15.12.2017
02:10

Biraz Küstüm Çokça Sevdim




Biraz küs gideceğim sana.
Öyle içim yana yakıla,
Yüreğim tepeleme özlem dolu, gideceğim.
Bu kirli dünyanın ortasına gözlerini bırakarak,
Ellerinin yasını tutarak,
Hüzünle sevişe sevişe gideceğim.
İşte bu yüzden biraz da küs gideceğim sana.

Söylenmemiş sözlerin ağırlığı binecek göğsüme,
Son bir kez sarılamayan kolların soğukluğu üşütecek.
Ardımdan hayalimi düşlemeyeceksin,
Bir duaya denk gelmeyecek dudakların,
Avuçlarının içi aramayacak belki de ellerimi.
İşte bu yüzden biraz küs gideceğim sana.

Tortulaşıp kalacak yaşlar gözpınarlarımda,
Değmeyecek parmak uçların yanaklarıma.
Kaybolacak çocuksu mutluluklarım.
Göğsümde titreyen kuş vurulacak bir sapanla.
Ağıtlar dolacak kelebekler çıkan ağzıma.
Zeytin yaprakları ezilip kalacak avuçlarımda.
İşte bu yüzden biraz küs gideceğim sana.

Gökyüzünden kaybolacak kanat izlerim,
Senin sevdana varamayacak sözlerim.
İçimin sahipli şiirleri sahipsiz düşecek sayfalara.
Şiirlerimin yetimliğini yazacak tüm kalemler.
Ne yazsalar aydınlanmayacak dünya,
Ne yazsalar ışık dolmayacak kabrime.
İşte bu yüzden biraz küs, ama
Çokça severek gideceğim uzaklara.

Hamiyet Akan
10.12.2017
03:43

Rüzgâr Sesinde Yitmek


  

Rüzgâr, gecenin siyahında bir çığlık gibidir, hele ruhunda fırtınalar kopuyorsa bir başkadır attığı çığlıklar... Rüzgârın her çığlığına senin sessiz avazın karışır. Caddenin ortasında duran bir sokak lambasıyla dans eden rüzgarı seyrederken cam kenarında uyur kalırsın bazen. Başın pencere kenarına düşer kalır. Bir anlık uyku alıp götürür zeytin ağaçlarının, mandalina kokulu bahçelerin ortasına. Omuzlarından akıp yere düşen battaniyenin farkına ancak omuzlarını rüzgâr okşadığında fark edersin. Usulca eğilip alırsın yerden, çekersin yine omuzlarına... Omuzların değildir üşüyen aslında yüreğindir ama yüreğini ısıtacak yegâne battaniyen yoktur. İşte o an gökyüzünden silinse kanat izlerim ve bir fişi çeker gibi son verebilsem içimde bitmek bilmeyen hengâmeye, dersin. Her gece aynı döngü döner, gece biter, gün ağarır ve tüm göçler sol tarafına yığılmışken, nefes almanın zorluğunu bilmeyenler, nefes alman için çaba harcarlar. Nefesinin senden çoktan alındığını bilmiyorlardır, nafiledir çabaları... Sen köprüleri yıkılmış derelerden, kor ateşlerin üzerinden süzülüp geçmişsindir. Bir zamanlar kanat çırptığın o mavilikler şimdi intihar tarlaları gibi ölüm biçer yüreğine. Boşluklara sözler bırakırsın. Yüreğini parantez açarak satırlara dizersin ve sonra unutursun o parantezi kapatmayı. Yüreğin gibi onlarda üşürler öylece ulu orta. Sonra tüm sözcüklerin birbirine girer mürekkebi akan bir divit ucunda. Sen durup durup bulutlara saklanırsın, kimseler bilmez yağmur olduğunu. Bir yağmursundur sen artık bulutun göğsünde saklı kalan. Ve bir gün rüzgârın ıslığında silinir gider sesin, soluğun...

Hamiyet Akan
10.12.2017
01:28


Serin Mavi Yolculuk


 

Mevsim bahara kucak açıyordu geldiğinde,
Çiçeğe duruyordu ağaçlar,
Suya kavuşuyordu kuru dallar…
Ve benim yalnız yüreğime sen diye bir ateş düşüyordu.
Yanıyordum buzullar içinde.
Yokluğun bağrında, varlığın zirvesinde...
Yanıyordum...
Yanmanın en sevimli halini libas diye giydiriyordu ellerin.
Can veren dudaklarından içiyordum aşkın en tatlı badesini.
Yumruk kadar yüreğime dev gibi bir aşk yerleşiyordu.
Ömrümün sonu değil de 
dünyaya ilk defa gözlerimi açtığım an gibi
çığlıklar atıyordum ardı ardına.
Sevinç naraları yüreğiminden geçip
yedi düveli dolaşıp geliyordu.
Çok güçtü inanmak çok...
Bana inat, hayata inat, kadere inat, bendeydin...
Dikenli tellere rağmen sarmaşıklar gibi içime yürümekteydin.
Ben garip bir kul idim, tuttun maviye boyadın dünyamı.
Mavi mavi bakar oldum acılara,
Mavi mavi akar oldum hayata,
Mavi mavi yürür oldum kollarına.
Her yanımdan sevda akar oldu.
Şimdi yine mavi mavi yürüyorum
sana yürüdüğüm gibi bilinmez bir sona...
Ey can bildiğim Aşk,
Sana son vasiyetim gel beni serin mavi uğurla...

Hamiyet Akan
26.11.2017

Ne Sevmeler Biriktirdim Sana


 

Ne sevmeler biriktirdim sana
Anamın ak sütü gibi helal
Çocuk yüzleri gibi parlak
Bahar yağmuru gibi saf

Ne sevmeler biriktirdim sana
Dağ başında açan çiçek gibi taze
Sol cebi tepeleme özlem dolu
Bakışı aşk, gülüşü aşk, nefesi aşk

Ne sevmeler biriktirdim sana
Dalgalanıp kıyında durulan
Dünyaya kafa tutup önünde eğilen
Bir asi rüzgâr belki ve belki de bir esir gibi

Ne sevmeler biriktirdim sana
Etrafa saçılan nar taneleri gibi bereketli
Parıltılı bir zaman gibi canlı  
Suya kavuşur gibi ömrümün yatakları

Ne sevmeler biriktirdim sana  
Dizleri kanasada koşan çocuk gibi inatçı
Bir meczubun düşünceleri gibi şuursuz
Ve bir alimin zihni gibi çığır açan

Ne sevmeler biriktirdim sana
Gecenin karanlığını silen çıra ateşi gibi 
Nefesimin ciğerime doluşu gibi sıcak
Tüm korkulardan, karanlıklardan ırak

Ne sevmeler biriktirdim sana
Yapboz parçaları gibi birbirini tamamlayan
Yokluğunda eksilip kaybolan
Ne sevmeler biriktirdim sana
Şah damarın gibi yakın ölüm kadar uzaktan

Hamiyet Akan

22.11.2017


Bir Garip Gül Dikeni


 

Sen nereden bileceksin bendeki yerini, ben olup sevmedin ki seni... Etrafım zifiri karanlığa batmışken içimde bir ay gibi parladığını, ya da milyonlarca yıldızın parlaklığı ile ışıdığını nereden bileceksin ki benim gözlerimle seni görmedin ki... Ellerin mesela, parmak uçlarımda ki buzulları nasıl erittiğini ve senden her uzak kalışında ellerimin ellerine nasıl aç bitap düşkün kaldığını bilemezsin ki... Gülüşün var bir de, içine tutup gömülmek istediğim o canım gülüşün... Sen bir tebessüme baharlar, kuşlar, martılar, çocuklar sığdırmak nedir bilir misin? Nereden bileceksin ki gülüşünün böylesine cana can katan olduğunu... Sen gülerdin ben her gülüşünden yeniden doğardım. Peki aşkın ücra köşelerinde erimek, özlemek nedir bilir misin? Kalbime girsen, kalbimden bir baksan ve seni kalbimden geçip de bir sevsen... Özlemek nedir ah o zaman bir görsen... Dik bir dağa tırmanır gibi seviyorum seni. Kan ter içindeyim sevgilim.Tırmanırken parmak uçlarım kırılıyor, dizlerimin dermanı kesiliyor ve çok yoruluyorum tek başıma bu zorlu dağın zirvesine varmaya çalışmaktan. Ama yinede dinlenmeden, bıkmadan devam ediyorum. Ben nasıl sana doğru dinlenmeden geliyorsam, sen de o denli dinlenmeden uzaklaşıyorsun benden... Ben senin ellerine batan bir gül dikeniydim, sense benim kalbime saplanıp kalan bir hançer. Sen çıkarıp attın bu garip dikeni, birde tuz bastın üzerine mikrop kapmasın diye bense yaşıyorum ağır kan kaybına rağmen bu sevgili hançerle...

Hamiyet Akan

Mevsim Yanılgısı Değildi Yaşadığım


    

Mevsim yanılgısı değildi yaşadığım.
Yeşermesi gibiydi her şey kuru bir ormanın.
Çil çil mutluluk tohumlarından baş verirdi filizler.
Tanrıçalar inerdi göklerden.
Öyle parlak bir yıldız düşerdi ki sol yanıma,
Kızarırdı yanakları ayın.
Gün yakmış beklerdi nöbetlerde kandilini,
Göz kamaştıran parlaklık verirdi içimdeki karanlığa.
Çağlayarak ışıklar inerdi yamaçlardan.
Elim, yüzüm, tenim
Sanırdım ki baştan ayağa ben bir meleğim.
Hayır sevgilim, mevsim yanılgısı değildi yaşadığım.
Kapısından köşke kurulmak gibiydi cennetin.
Ölümlüler şaşarak bakarlardı hâletiruhiyeme,
Ölümsüzlük şarabını dudaklarından içtiğimden beri.
Bak, dön bak sırtımda kaç kılıç yarası var!
Ama içimde sevgin şu karşımda uzanan 
Uçsuz bucaksız kıyılar kadar.
Yaralarım, ah yaralarım!
Utanmam her biriyle ben gurur duyarım.
Ey sevgilim! 
Ey gözlerinden yudum yudum sevda içtiğim!
Mevsim yanılgısı değildi yaşadığım.
Tüm mevsimleri içmek gibiydi sana her gelişim.

Hamiyet Akan
 
Theme:deluxetemplates.net