~~~~~~~~~~~~~~~

Sabıka Kaydı



Ne vakit sarhoş eden gülümsemene çarpsam ay akardı göklerden, 
Elektrik çarpması gibi felç olurdu organlarım. 
Birde ellerin değdimmi ellerime, 
Zaruri istikametim olurdu cennet-i âlâ. 
Ah şimdi gülümsemen olmayan bir dünyada yaşadığım şey erguvan sızısı. 
Kafiyesi yırtılıp dökülen yüreğimin durmak bilmiyor iç kanaması. 
Ha birde yokluğunda ben kırdım yüzümü aynalarda. 
Hayalini astım tüm duvarlara. 
Sahili olmayan bir şilebin hüznü, 
Mevsimi çalınmış kuşların kimsesizliği gibi 
Issız bir çığlıktır yaşadığım şimdi. 
Zaman adrese teslimat yapmayan bir kargocu gibi seni bıraktığı yerden habersiz. 
Günler sırtı kambur bir hamal, 
Yüklendiği yükün altında canı çıkan. 
Hayalini astığım duvarların dili olsa da konuşsa, 
Yeniden sen oluşumu her nefes alışımda. 
Ve sen bilmezsin ey Aşk, 
Dudaklarımın dudaklarına olan sabıka kaydıyla nasıl gün doldurduğumu şu dünyada! 

Hamiyet Akan

Ayrılık Rüzgarları Yüreğimi Yakmamış Gibi




 yeniden sev isterdim yeni doğan bebeğin masumluğunca
bak isterdim hiç bakmamış gibi gözlerimin kuytularına
tanı isterdim yeniden aşkı bir bakışın gizinde
hiç zamanın olmasın isterdim 
yağmur yüklü bulutları getirmeye
sisli yarınlara kapı açma isterdim
öylece her şeyin en başına dönmek isterdim
yabana atılmamış duygular sokağına dönmeyi
efsunlu saatlerde sıcacık ellerini sevebilmeyi 
bir tutam sevda bıraktığımda
yüzünde oluşan gülümsemenle 
gel isterdim bahçelerime
aşkını yağmalayan şu sensizliği sil isterdim
yokluğuna yağan her yağmurda 
akıp giden yüreğime bent ol isterdim
ben ki yazacak aşkı olmayan bir şair değilimdir artık
sen bu kalbi mesken kıldığından beri
yüreğim bilerek anlatırım satır satır şiirlere seni
ve adına Aşk dediğim andan beri
aşk olmuştur hayat
aşkına pervane olan bu kalbi sar isterdim yeniden
ben seni yalnızlıklar şehrinde yapayalnız sevmiştim
sense cıvıl cıvıl çocuk seslerine gark etmiştin sokaklarımı
ben ağrılı bir hayatın bıçak darbesiyle can çekişirken
elindeki merhemi parmak uçlarınla dokundun yaralarıma
şehrin havası, denizin suyu, yosunun kokusu değişti
ve ben seni yalnızlığı tutup duvara çarparcasına sevdim
hadi gel
yeniden tertemiz düşlerle uyandır beni sevdana

Hamiyet Akan



Küllenen Bir Kitabın Sayfalarında Hayat


Sebebi vardır elbet her ayrılığın
Kor ateşlerde bırakılan dudakların
Durgun bir göl değildir artık zaman
Hasrete çakılan kibritlerin altında
Özlemler dökülürken teninden
Savrulur yamaçların gölgesinden
Her yağmur damlasına teslimiyetin
İçinde bir bahardır parçalanan
Ve zordur elbet
Yakılan bir çam ağacının kokusunda aramak geçmişi
Bir çift gözün tılsımıyla büyülenmek isterken
Yosun kokulu hasret düşürmek gecelere
Yazdığın şiirlerin intiharında
Çekip giden güneşin ardından el salladığında
Artık sabitlenir gözlerin bir kum saatinin taneciklerine
Firari şarkılar çınlar odanın duvarlarında
Tüm yaşanmış dilsizliğini anlaşılır kılmaya çalışırken
Günlere, gecelere gözyaşı ısmarlarsın
Ama hasrete yenik düşmek kadar
Sevebiliyorsan zarifçe gizliden gizliye
Özlüyorsan inadına 
Ve yaşadıkça yaşatıyorsan içinde
Gülümse
Soğuk mevsimlere yaz düşür sen yine
Şiirlerde cümle olup sevdalan beyaz sayfalara
Gökyüzüne bir iskemle çek gökkuşağının altında
Nereden estiği belli olmayan yalnızlıkları savur at
Okyanus doldur hayallerine
Kırık kanatlarını sar güvercinlerin
Pencereleri perdesiz bırak girsin güneş içeriye
Kayıp giden yıldızlara benziyor zaman
Akıp gidiyor avuçlarından
Durma gülümse...

Hamiyet Akan

Gözlerinin Renginde Hayallerim

    


Serin bir akşamüstü yürüsek seninle sahilde, taşların arasından başını uzatan narin bir papatya görüp uzun uzun seyre dalsak, sonra kırlara dikmek üzere alsak onu köküyle birlikte. Yorulunca bir deniz kenarına otursak. Ben başımı bıraksam koca çınar gibi güvenli omzuna. Sessizce dursak hiç konuşmasak. Ruhum ruhunda dinlense, ruhum ruhunu dinlese. Tam karşıdan kağıt helva satan bir amca gelse; iki tane alsak, amca cebinde ekmek parası taşısa evine, bizde çocuk sevincini taşısak kalbimize.. İkide çay söylesek avuç içlerimizi ısıtacak. Sen elimden alıp bardağı alsan yine ellerimi avuçlarının içine. Dalgalar gelip vursa kıyılara, teknelerin motor sesleri sarsa denizi. Vapurların hareket saati geldiğinde martıları bir telaş alsa çığlık çığlığa uçuşsalar etrafta. Simit alıp beslesek martıları, balıkları. Bizde acıkınca salaş bir balık restoranına giriversek bugüne dek yemediğimiz kadar lezzetli gelse balığın tadı. Yaşlı denizci bir amca olsa dükkan sahibi, bize hikayeler anlatsa sobanın başında. Taş plaktan yükselen müziğin sesiyle şiirler dökülse dudaklarımızdan. Bir sen bir ben gezinsek şiirlerin büyülü dünyasında. Yaşanan, yaşanamayan ve yaşanacak ne varsa nefes gibi çeksek içimize o anda. Gözlerimiz önüne serilen hayatı mahzun çocuk gülüşüyle karşılasak. Kısa hayatı unutulmayacak saatlerde iliklerimize kadar yaşasak. Belleğimizin sığınağına saklasak birbirimizi kimseler bulamasa...

Hamiyet Akan
10.02.2020

Ne Vakit Sana Sarılsam Ruhum Ruhuna Değerdi


  


Sarıldım orman oldum,
Yeşilin her rengine boyandım.
Sarıldım deniz oldum,
Yüzlerce balıkla yarışa tutuldum.
Sarıldım gökyüzü oldum,
Yıldızlara salıncak kurdum.
Sarıldım hayat oldum,
Ölüme meydan okudum.
Sarıldım şiir oldum,
Mısra mısra sana yazıldım.
Sarıldım sonsuzluk oldum,
Sonsuz defa aşkına kapıldım.
Sarıldım bedenimi bıraktım,
Ruhumu ruhuna yoldaş kıldım.
Ey Aşk,
Ben sana sarılmayı çok sevdim.
Şimdi sensizliği kucaklayan
Bu kollarımı söyle neyleyim?

Hamiyet Akan
24.01.2020


Zaman Özlemini Bırakıyor Avuçlarıma



bir deniz kenarında kendi suskunluğumu öpüyorum
omzuna bırakamadığım başım ağrıdan zonklarken
göz pınarlarımda okyanus oluyor nehirlerim 
boğulmak böyle bir şey sanırım sevdiğim
çok şey söylemeye çalışırken
hiçbir şey diyemediğim bir okyanusa teslim olmak
savunmasız, hareketsiz öylece dalıvermek derinlere
seni düşlediğim bir iklimin kollarında yaprak dökümü gibiyim
sırtımda bir yolculuktur özlemin gittiğim her yer oluyorken
hiçliğin ortasında dört yanım yokluk denizi
dalga dalga köpük köpük kayboluyorum
yüzümü deniz kuşları eskitiyor
lime lime eksiliyorum yokluğunda
denizin iyot kokusundan diyorum herkese
oysa özleminden titriyor burnumun direği
gözlerime yürüyen yaşlar ele veriyor gizimi
ah be aşk
uçurtma ipine sıkı sıkı tutunan çocuk sevinçlerinden getir bana
kırlarda meleyen kuzuların nefesinden üfle yüreğime
ben yoruldum sensizliğin yüreğime çakılan bekleyişlerinden
görmüyorsun parmak uçlarımda yürür gibiyim hayatın içinde
bir beden sürüklüyorum sadece oradan oraya
ruhumu getirip bırakıyorum şu beyaz sayfalara
onlarla büyüdüm, onlarla nefeslendim
onlarla sabrettim gözlerinsiz olmaya
bir iskelede gökkuşağını yakalamak gibiydi gözlerin
bir değil binlerce dileğim kabul makamındaydı sanki
bakıp bakıp şükre uyandığım bir sabahın aydınlığıydı
şimdi gözlerinsiz sararan vakitlerle bir başımayım
özlemin doğuyor sabahları penceremden
yavaşça sokuluyor koynuma her gecenin karanlığında
üzerimden akan sudur özlemin dokunmadık bir zerrem kalmadı
içimde attığın adımların sesi yankılanıyor dört bir yanımda
duymuyorsun, görmüyorsun, bilmiyorsun
avuç avuç sana topladığım denizkabukları şimdi yetim
kelebeklerde ölürmüş sevgisizlikten yeni öğrendim

Hamiyet Akan
20.01.2020






Aşk Buldum Sende, Aşk Oldum Yerden Göğe



Ey uyku diye yatmalarım, ey uykularımdan uyandıranım, sen bilir misin düşlerime takılıp kalan martıların yalnızlıklarını? Denize bir taş gibi düşüveren umutlarımın kimsesizliğini? Yada her gözlerine baktığımda yüreğimde oluşan güvercin ürkekliğini? Sen ki çaresiz bırakmışsındır beni mevsimlerinde bahar kovaladığım bir zamanın ortasında. Nedir bu sevmelerine düşkünlüğüm, nedir bu hayalinle oluşan baş dönmelerim, ellerimin avuçlarına olan açlığı nedir..? Özlemin cenderesine sıkıştırdığın kalbimin içinde hala nasıl nefes alıp veriyorsun ey Aşk! Rüzgarın ölüm, yağmurun hasret biçiyor ömrüme ve ben hala limitsiz seviyorum seni. Yaşıyorum kendimden öte bir şeyleri hiçbir yerin içinde. Her sensiz geçen saatin tiktak sesinde sararıyor vakitlerim, yaprak döküyor benliğim. Uzaklardan gelen bir trenin buğulu  camları gibi flu bir geleceği taşımaktayım yolculuk diye sırtımdaki heybemde. Oysa sen hala dağların başına yürüyen bulutlar gibisin içimin zirvelerinde. Ey Aşk, aşk buldum sende, aşk oldum yerden göğe. Şimdi söylesine sevdasında nar taneleri gibi çoğaldığım aşk nerede?

Hamiyet Akan
18.11.2019

Yosun Kokulu Hasret


   


Sessiz bir gece sere serpe serilmiş onu sarmalayan kolların koynuna. Ben gecenin ayak uçlarına kurulup yazıp yazıp silmekteyim onca sevda şiirini. Zaten yazdığım şiirlere sığmıyor hayalin. Yüzünü anlatsam bir ummanın içinde kayboluyorum, gözlerini anlatmaya kalksam binlerce güvercin havalanıyor ve aklımın içini bir görsen nasılda toz duman oluyor, ha birde ellerin var tenimin kayıp coğrafyasını bulmaya çalışan. Yalınayak sahipsiz gecelerimde kayıp giden bir yıldızdır hayalin. Ve sensizlik kokan puslu sabahların girdabında sürüklenirken hangi cümleye tutunsam yokluğuna boğuluyorum gök gürültülü bir yağmurda. Ey Aşk, ben severken seni yosun kokulu bir hasret doğurmuşum. Ah şimdi kokladıkça sızlıyor burnumun direği...

Hamiyet Akan
24.10.2019
02:00

Eylüle İnat Bahar Düşürüyorum Düşlerime



Aylardan eylül 
Kapımda serin esen rüzgarlar
Karşımda dökülen yapraklar
İçimde eksilip azalmayan 
Kahve kokusu gibi
Kahve sıcağı gibi bir aşk
Buram buram ruhumda konaklayan
Aylardan eylül
Denizde asi çılgın dalgalar
Gökyüzünden süzülüyor
Kayıp coğrafyasını arayan martılar
İçimde hazana kafa tutan
Fırtınaların koynundaki kayık gibi
Fırtınadaki forsa gibi güçlü bir aşk
Batmamak batırmamak için çabalayan
Aylardan eylül
Şehrime düşecek birazdan suskunluklar
Ah nasılda gidiyor kırlangıçlar
İçimde şehrime ayışığı kopyalayan
Baş döndüren yakamoz gibi
Gece gibi bir aşk
Kollarındaki sıcağına hasret kalınan
Aylardan eylül
Ben hep kalmışım baharı kucaklayan ayda
Zeytin ağaçlarına mesken olan 
Mandalina kokulu köy yollarında
Tenimde gizlenmiş dudak izlerinin köşe kapmacasında
Üzerimde yurdum bildiğim gözlerinin sonsuzluğunda
Sen öyle kendim oldun ki aynaya her bakışımda
Sulara yansıyan aksimin her parıltısında
Işıl ışılsın ey Aşk yüreğimin her çırpınışında...

Hamiyet Akan
11.09.2019


Bir Ayışığı Bilmecesidir Bu Sevda Hayalinle Köşe Kapmaca Oynadığım


sevdim seni bir kuşun kanadına takılıp uçar gibi
akreple yelkovana kafa tutup zamanı durdurur gibi
ayrı düşen deniz kabuklarını birleştirmeye çalışarak sevdim
bir gül goncasıydın kalbimin ortasında açtın
sarmaşıklar gibi sararken ruhumu gamzelerinin büyüsü
yersiz, yurtsuz, çırılçıplak kalarak sevdim seni
liman ve rüzgar kokusunda
beyaz kentin dar sokaklarında
kaybolarak, bularak, korkarak sevdim seni
elim yüzüm toz toprak caddeler karanlık
karanlığın ortasından ellerin uzandı gönlümün ortasına
rengarenk ışıklar, sayısız yıldızlar yağdıran ellerin
ve ben ellerinden aşk şarabını kana kana içtim
rüzgarlarında sırılsıklam olarak sevdim seni
iki yaşamı bir edeceğimiz bir dünya bulmak istercesine yürüdüm
yürüdükçe her bir adımda binlerce sevdim seni
oysa yaşam eğri büğrüydü
düşeceğimi bile bile sevdim seni
asılı kaldı havada tatlı zamanlar yinede sevdim
yaz geldi, ağaçlar yeşerdi
kuşlar bir yerlerden göç edip geldi
bahçemdeki fidanlar meyveye durdu
ben hep sana, hep seninle durdum
tevazuyla, saygıyla, aşkla durdum
hayata bir iskemle çekip elim yanağımda bekledim
yazın tozlu aynalarında bir izdüşümün kaldı
tozlarını silip yine sevdim
kanım oldun, korkum oldun, ölümüm oldun
öldükçe yeniden doğdum ve yeniden sevdim seni
yüreğimin sahiline çarpan dalgaların şiddetinden battı tüm gemilerim
boğulurken can simidim oldu sözcüklerim
gündüzlerime geceler akarken
pencerelerimden acı aktı yine sevdim
ellerimin içinde ellerin kalmış gibi sıktım ellerimi
öpüşlerine tutunamamış dudaklarımı
attım karşımda boylu boyunca uzanan denizin dalgalarına
dalgalar öptü gelip gidip çakıl taşlarını
ben her dalgada, her çakıl taşının kımıldayışında sevdim seni
ah be Aşk nasıl bir müşkülsün sen içimde
nasıl bir muammasın, nasıl bir hakikatsin sen
ve ben bak nasılda hadsiz sevdim seni şu hudutsuz hayatta
seninle her vuslat firak çekirdekleri ekerken içime
sevdim seni ey hakikatleri perdeli hale getiren hakikat
dağ tapınağının kapısında ki bir geyiğin telaşıydın oysa
alalacele sevişlerine teslim olarak sevdim
var olan ve var olabilen her şeye kafa tutarak sevdim seni
mahmur yıldızımdın sen gecemin sabahına neşe getiren
ve ne varsa öylesine yürekten sevdiğim işte o bakışında
unutmadım üzerime yığılan hüzünle geçen yıllarda
şehirler bir bir yıkıldı, sokaklar tarumar oldu unutmadım
gel ey Aşk, biraz daha çalı çırpı at içimdeki ateşe
gel yak beni, dağıt beni, savur beni
geçmişten kopar getir dudaklarıma bırak bir parça nefesini

Hamiyet Akan
20.06.2019
01:39



 
Theme:deluxetemplates.net