~~~~~~~~~~~~~~~

Bir Ayışığı Bilmecesidir Bu Sevda Hayalinle Köşe Kapmaca Oynadığım


sevdim seni bir kuşun kanadına takılıp uçar gibi
akreple yelkovana kafa tutup zamanı durdurur gibi
ayrı düşen deniz kabuklarını birleştirmeye çalışarak sevdim
bir gül goncasıydın kalbimin ortasında açtın
sarmaşıklar gibi sararken ruhumu gamzelerinin büyüsü
yersiz, yurtsuz, çırılçıplak kalarak sevdim seni
liman ve rüzgar kokusunda
beyaz kentin dar sokaklarında
kaybolarak, bularak, korkarak sevdim seni
elim yüzüm toz toprak caddeler karanlık
karanlığın ortasından ellerin uzandı gönlümün ortasına
rengarenk ışıklar, sayısız yıldızlar yağdıran ellerin
ve ben ellerinden aşk şarabını kana kana içtim
rüzgarlarında sırılsıklam olarak sevdim seni
iki yaşamı bir edeceğimiz bir dünya bulmak istercesine yürüdüm
yürüdükçe her bir adımda binlerce sevdim seni
oysa yaşam eğri büğrüydü
düşeceğimi bile bile sevdim seni
asılı kaldı havada tatlı zamanlar yinede sevdim
yaz geldi, ağaçlar yeşerdi
kuşlar bir yerlerden göç edip geldi
bahçemdeki fidanlar meyveye durdu
ben hep sana, hep seninle durdum
tevazuyla, saygıyla, aşkla durdum
hayata bir iskemle çekip elim yanağımda bekledim
yazın tozlu aynalarında bir izdüşümün kaldı
tozlarını silip yine sevdim
kanım oldun, korkum oldun, ölümüm oldun
öldükçe yeniden doğdum ve yeniden sevdim seni
yüreğimin sahiline çarpan dalgaların şiddetinden battı tüm gemilerim
boğulurken can simidim oldu sözcüklerim
gündüzlerime geceler akarken
pencerelerimden acı aktı yine sevdim
ellerimin içinde ellerin kalmış gibi sıktım ellerimi
öpüşlerine tutunamamış dudaklarımı
attım karşımda boylu boyunca uzanan denizin dalgalarına
dalgalar öptü gelip gidip çakıl taşlarını
ben her dalgada, her çakıl taşının kımıldayışında sevdim seni
ah be Aşk nasıl bir müşkülsün sen içimde
nasıl bir muammasın, nasıl bir hakikatsin sen
ve ben bak nasılda hadsiz sevdim seni şu hudutsuz hayatta
seninle her vuslat firak çekirdekleri ekerken içime
sevdim seni ey hakikatleri perdeli hale getiren hakikat
dağ tapınağının kapısında ki bir geyiğin telaşıydın oysa
alalacele sevişlerine teslim olarak sevdim
var olan ve var olabilen her şeye kafa tutarak sevdim seni
mahmur yıldızımdın sen gecemin sabahına neşe getiren
ve ne varsa öylesine yürekten sevdiğim işte o bakışında
unutmadım üzerime yığılan hüzünle geçen yıllarda
şehirler bir bir yıkıldı, sokaklar tarumar oldu unutmadım
gel ey Aşk, biraz daha çalı çırpı at içimdeki ateşe
gel yak beni, dağıt beni, savur beni
geçmişten kopar getir dudaklarıma bırak bir parça nefesini

Hamiyet Akan
20.06.2019
01:39



Düşlerime Umut Düşer Sevgime Yokluk


İçimde bir sevgin var köşe bucak sakladığım
Gün olur ki nereye sakladığımı unuturum
Deli gibi ararım dört bir yanı
Bir yanımda yetinmeyi öğrendiklerim
Bir yanımda istemeye korktuklarım
Bir yanımda avaz avaz sustuklarım
İçimde bir sevgin var köşe bucak sakladığım

Avuç içlerim sen kokar
Ömrümün sokakları yalnızlık
Gözlerimdeki çukura dolmuş tüm nehirlerin suyu
Kağıttan gemilerim köpük köpük dalgaların arasında
Gemilerin içinde umutlarım
İçimde devleşen sevgin nereye koyduğumu unuttuğum

Sen ki yangınımda yanmaya korkan adam
Seni görmediğim her gün karanlığa çevrilir gözlerim
Gözlerin olmadan takvim yapraklarına düşman biçare gezerim
O gözler ki cennetimdi içine girip gizlendiğim
Birde gamzen vardı her gülüşünde kevser şarabını içtiğim
Şimdi içimde bir sevgin var güneşe çıkarmaya çekindiğim

Varsın olsun gün geceye dönsün
Varsın olsun bağı bahçem solsun
Varsın olsun duvarlar soğuk olsun
Öyle düşlerim var ki aklın hayalin durur
Gittiğim her yere seni götürüyorum
Yürüdüğüm yola eşlik ediyorsun
İçtiğim suya, yediğim lokmaya ortak oluyorsun
Yağmurlarda sırılsıklam ıslanıyor
Yıldızların altında yanyana yatıyoruz boylu boyunca
Bir filmin sahnesinde uyuya kalıyorum dizlerinde
Sıcaklığın yayılıyor üşüyen bedenime
Bazen bir iskelede yüzümü dönüyorum denize
Kollarınsa sarıp sarmalıyor beni sıcacık nefesinin eşliğinde
Evet bir sevgin var içimde nereye sakladığımı unuttuğum
Ama düşlerim içime soluduğum hava gibi benimle
Ve ben şimdi günler geceler selamını bekleyen yüreğimle
 Kadeh kaldırıyorum sevgilim düşünüyor olabilme ihtimaline

Hamiyet Akan
15.02.2019




Aşk Ola Hayrola

Duvara bilmem kaç kilometrelik bir hızla çarpmayı düşündünüz mü? Düşünmüşseniz şayet, ya intihar ediyorsunuzdur, ya da aklını çıldırmış adrenalin tutkunu bir kaçıksınızdır. Ama işte o aracı bilmem kaç kilometrelik hızla duvara çarpmayan biz, aslında daha büyük bir hızla çarpmışa dönüveriyoruz aşık olarak. Aşkın freni yok, hava yastığı yok!.. Bir kez çarpmaya gör yaşam yaşsın sıfır. Yaşam şansınız sıfır derken ölüyorsunuz, cenazeniz kaldırıp defin işleminiz gerçekleşiyor ve başucunuzda bilmem kaç tane kişi "vah vah, yazık çok yazık!" diyor demiyorum. Ama onun gibi bir şey oluyor ve yaşadığınızı zannettiğiniz alemden bir başka aleme geçiveriyorsunuz. Eğer birileri ile paylaşabilen şanslı insanlardansanız, aslında çok şanssızsınız demektir çünkü az önce dediğim olay işte tam orada vuku bulur ve başucunuzda bir koro edasıyla yankılanan vah vahların ardı arkası kesilmez. Neyse ne diyorduk başka bir aleme geçiş yapıyorsunuz evet, artık sıradan insan gibi nefes almıyorsunuz, aldığınız nefes ciğerlerinizi delip geçiyor binlerce delik açıyor ciğerlerinize ve tüm deliklerden yoğun bir hava akımının içinde kalıyor iç organlarınız. Kalbiniz küt küt ederken gözleriniz dürbün olacak hali yok o yeşil, mavi, kahverengi, ela veya siyah olan, Allah'ın özene bezene yaratmış olduğu bir çift göz kör oluveriyor. Tıpkı Cahit Sıtkı'nın dediği gibi "Aşık dediğin, Mecnun misali kör; ne bilsin alemde ne mevsimidir" Hangi mevsimde, hangi ayda, önü uçurum mu, ateş mi görebilene bir kez daha aşk olsun. İçtiğin su boğazından mı geçer, yuttuğun ekmek midene mi iner, yattığın yatak taş mı kuş tüyü mü, ayakların ileri mi gider geri mi, bilen varsa gelsin beri.

Ama bunca kendinden geçişe, kendini yitirişe rağmen aslında aşk kendini de bulmaktır koca bir hiçliğin içinde. Aşkın ellerini tutmak gökyüzünü avuçlamak gibi, aşkın nefesini solumak cennetin rayihasını solumak, bu dünyanın kirinden pasından sıyrılıp temiz bembeyaz bir gömleği giymek gibidir aşk. Aşk çelişkiler yumağı, atıver beyaz bir kedinin önüne yuvarlayıp dursun gündüz gece. Aşıksanız, son nefesini vermeye hazırlanan bir hastada olursunuz, bayramda avuçlarına renk renk  şekerler dolduran çocuk gibi yaşam doluda. Müzeyyen Senar'la birlikte kadehlerde kırarsınız, kendinize küfürlerde edersiniz ama dönüp dolaşıp yine cezbeye tutulmuş bir derviş gibi aşık olduğunuz insanın etrafında dönersiniz. Aşk işte, ne desem ne yazıp çiziktirsem enikonu bir girdabın içinde bir bilmecenin göbeğine doğru sürükleneceğim. En iyisi mi ben susayım Müzeyyen ablamız biraz su serpiştirsin tüm aşk ile yanan kalplere..

Bir Yol, Bir Yoldaşlık Hikayesidir Yazmak

Yıl 2005, beynimin oraya buraya uçuşan kelimelerle başı belada, sağ beynim sol beynimi ve tüm bedenimi ele geçirme derdinde ve kafamın içine hücum eden bir de hayali biri var adı sanı belli olmayan hatta kendisi bu dünyada yaşamayan, biraz Mecnun, biraz Ferhat, birazda Romeo tarzında. Yıl 2005 susmayan beynim ellerime hükmedemez hale geliyor ve parmaklarım olur olmaz çiziktiriyor sayfalara, gazete kenarlarına, peçetelere ve bir gün bir forum sayfasına götürüyor parmaklarım beni. Şiirler, yazılar dökülmeye, günüm gecem birbirine girmeye başlıyor ve uykusuz saatlerim o günlerde gelip bedenimde vuku buluyor. Sabahlara kadar okuyorum sayfalara dökülen insanların duygularını, düşüncelerini, sevinçlerini, hüzünlerini. Bir bakıyorum gözlerimden akıyor yaşlar bir başkasının hüznüyle, bir bakıyorum gülümsüyorum sevinciyle. Saatin ehemmiyeti kalmıyor ne gündüz ne de gecede. Derken bir gün internet camiasında bir sayfaya tıklıyor parmaklarım, bir blog sayfasına. Farkında olmadan onlarca sayfaya girip çıkmaya, onlarca insanın dünyasına misafir olmaya başladığımı gün ağarınca fark ediyorum. Güneşin yüzümü öpüp okşayan ışıklarıyla birlikte bende katılıyorum blog dünyasına. Yazıyorum aralıksız, içimden geldiğince özgürce yazıyorum ama etrafımda onlarca erkek blogcunun ve bir elin parmağını geçmeyen çekingen kadın blogcunun arasında sınır tanımadan yazıyorum. Bir süre sonra mahallenin ayaklı gazeteleri gibi yayın yapan meraklı hatunlardan ve dedikoduyu seven erkeklerinden tepkiler almaya başlıyorum. "Bir kadın nasıl böyle yazarmış, acaba kime yazarmış, neler yaşamış vs. vs. arkası gelmeyen söylemlerin odak noktası haline geliveriyorum. Herkeste bir merak bir merak.. Bir kaç kişiye verdiğim cevaptan sonra hepsine kulaklarımı tıkıyorum. Yazmanın o büyülü dünyasına kendimi bırakıyorum. Yaşadıkça yazmaya ve yazdıkça da nefes almaya başlıyorum. İki yıl kadar sonra blog yönetiminin sayfalarımıza reklamlar yerleştirmeye başladığı ve bizleri ticari bir unsur olarak görmeye başladığı an sayfamdaki tüm yazı ve şiirlerimi siliveriyorum ve bir güzel yöneticilere lafları giydirerek sayfamı kapatıyorum. Sayfama asla reklam almadım ve almayı da hiç bir zaman düşünmedim ve o dönem bunu hele bana sormadan yapan bir yönetime ise fazlasıyla ayar oldum. Sonrasında yolum Blogger ile kesişti o dönemde. O gündür bugündür yıl gelmiş 2019'a hala yazıyorum elhamdülilllah. Ve son nefesime kadar da yazacağım inşallah.

Buralara neden geldim, bunları neden anlattım şimdi ona gelelim. Yazıyorum ama birileri tarafından alkışlanmak için hiç olmadı bu yazma sebebim. Benim tek derdim kafamın içinde susmayan cümleleri sayfalara akıtıp orada başkaları ile konuşsunlar istedim. Benimle çok konuşan geveze cümlelerim birazda burada sizlerle hemhal olsun ve sizlere yoldaş olsunlar istedim. Bunu yaparken kimi yazdıklarımı okudu geçti, kimi aman be deli kadın zırvası dedi, kimi hüzünlendi, kimi gülümsedi, kimi kendinden bir şeyler buldu belki. Ve aranızda bazı insanlar var ki yazdıklarımın özünü gördü. Bunlardan biride Nezirin Biri . Dün özlemek ile yazdığım yazıya cevaben bana mail aracılığıyla yorum yazmış. Yazdıkları karşısında bunu o kadar iyi gördüm ki ve hala birilerinin bu dünyada kelimelerin ardına baktığını fark ettim. Kendisi de bir blogger ve yazdıklarını okurken beynimde açık oturumlar kuruluyor. Bir sürü hesaplaşma, bir sürü dava açılıp kapanıyor beynimin içinde. Çoğu zaman uzun uzun yazıyor Nezir ve yazdıklarının yüzeyine değil derinlerine bakmak gerekiyor anlamak ve onu tanımak için. Ben gibi birçok kişi kendisini dünya gözüyle eminim ki görmüş değildir ama benim için gözlerden çok ruhların birbirini görmesi mühimdir. O bir ademoğlu sizin benim gibi. Siz hiç bir peykede oturup minicik tahta köy penceresinden önünüzde uzanan maviliğe, bulutların raks edişine gözlerinizle yarenlik ettiniz mi? İşte tam böyle bir şeydir kelimeler dünyasında bağ kurmak. O minicik pencereden açılan kocaman bir gökyüzü sonsuzluğu. Kendisi için şöyle diyordu kendini tarif ettiği eski tarihli bir yazısında "daha yolun başında hayat oyununda kısa çöpü çeken adam!" Dün o güçlü cümlelerini benim yazıma eşlik etmesi için mail denen kuşun kanadına bağlayıp göndermiş. İyi ki de göndermiş sağ olsun, var olsun ve hep kelimelerle hemhal olsun diyerek kendisinin yazdığı maili buraya aktarmak isterim. Kendisine buradan bir kez daha canı gönülden teşekkür ederim.



"dost, kişinin ikinci kendisidir.”, hz. Ali

mutluluk, bazen koyu bir aşka düşüp, cân evinden vurulmak
ve düşürdüğü ateşte deryâları tutuşturmaktır..

bazen mutluluk
her akşam soğuk bir yalnızlık için döndüğünde trajik sığınağına sessiz
sabahında demir almak için yine kendinden
usul usul demir atıp geceye, sarılıp kendine
anne karnında cenin gibi, büzülüp
bir sessizliği örtüp üstüne
sığındığın yatağında öylece gecelemektir..

mutluluk bazen
gönlünce kederler büyütüp odanda
ve pencerende menekşeler
kar beyazı kedine dokunmak, ağlamaklı
dökmek için içini, bir ezgi mırıldanıp
bitiremediğin bir şiire beste aramak
bazen açık tutup, sıcak zamanlardan kalma, lambalı, fildişi tuşlu radyonu
eşlik etmek bir özlem şarkısına
ya da bir gurbet türküsüyle giderken uzaklara
biriktirdiğin buğu bulutlarını sessiz sağanaklarla
gözpınarlarından yanaklarına indirmektir..

(mutluluk
uzak bi geçmişte, soğuk ve ıssız bir saatinde, Ankara garında
İstanbul ekspresiyle hiç gelmeyecek olanın yolunu gözlemek
bitap düşüp sonra
sabahın ilk seferini bekleyen yorgun banliyö treninin
uyuya kalıp son vagonunda
gün ışıyana dek, rüyanda, beklediğinin geldiğini görmektir)

bazen mutluluk, elinde soluk bir kandil, dünyanın öte ucu yollara düşüp
sevdiğini köşe bucak aramaya çıkmaktır..
bazen de mutluluk, kabullenip tüm gidişleri
elinde bir ıslak mendil; buruk bir vedâya el sallamaktır..

mutluluk bazen
unutamadığın bi ismi dudağında ıslatıp, fısıltıyla anmak
tuvalinde yarım bıraktığın resminden hâtırasına bakmak
masanda hep hazır, sararmış sayfalara
bir ayrılığın hikâyesini damlatmaktır..

bazen mutluluk
berrak bir suya durgun gözlerle bakarken duyduğun huzur
tarifi imkânsız bir duygudur..

mutluluk bazen
yaşama dair, karınca kararınca direncinin tükenmeye yüz tuttuğu yerde
içinde bir umudun filizini bin bir emek yeşertmek
bazen, şehrin en işlek caddesinde, akşamları yürürken yapayalnız
yahut otururken deniz kenarında bir çay bahçesinde
hiç tanımadığın yüzlerde
yüzündeki gizil kedere bakacak
gözlerindeki derin hüznü yakalayacak
bir heyecan, bir titreyiş; bir içten bakışı aramaktır..

ve mutluluk
önce kaybedip, yıllar sonra bulduğun
müşfik ateşler gibi; yakmayan, iç ısıtan
bir eski dostun gelişine için için sevinmek
en içten gülümseyişle ona
"iyi ki varsın!" diyebilmektir..
..."

"yazılarınız, kelimeleriniz sözleriniz hep naifti.. öylesine seçilmiş, seviyeli, berrak;
 sanki bu dünyadan değil, sanki apayrı bir evrenin dili, sesi.. hep böyle okudum, okurken sizi.. 
aynı güzellikte karşılık verebilmeye siz kadar hakim değilim kelimelere.. ama bilin; 
okuyorum büyük iştiyakla ve hayretim de hayranlığım da o denli büyük, 
çünkü bu naif dile sahip hassas yüreklerin sayısı gün geçtikçe azalıyor; 
yüreğe bakmayan, ruha dokunmayan,  başka gürültülü sesler hakim oluyor gitgide, 
yazın dünyasına; 
kalabalık ama insanın içine bakmayan, güzel bir şey söylemeyen, teskinden uzak, 
kalpleri tırmalayan, huzursuz edici sesler... 
ve oysa yaşama sevinci demek güzel şeyler duymak hissetmek ve 
insanın hele ki böyle bir zamanda umut olacak, 
hayata tutunmaya vesile en küçük bir heyecana bile ihtiyacı var.. 
onları duymak insana yüreğine varlığına, güzel şeylerin aramızda hâlâ yaşıyor 
inanmamıza vesile.. 
onlar da olmasa içimde yitireceğim insana ve güzelliklerine dair umudumu.."

Nezir K.


Özlemek Yüreğin Alabildiğine Tepeleme Bir Sevgiyle Atması Demek


       


Bir avuç su gibi, yürüdüğün yol belki, özlemek dediğin; sırtındaki heybede dağ rüzgarını taşımak, güneşi avuçlayıp okyanusu içmek gibi. Saçlarının arasına taktığın papatyaların yangına verilmesi, yinede binlerce papatya ekmek tarumar olmuş bahçene, güze doğru yelesinden tutmak baharı belki. Özlemek dediğin hayatını kahretmek değil, ölmek hiç değil, özlemek tek kişilik hayatını iki kişilik yaşamak, uyanmak bir hayalin kollarında, içmek dudaklarından aşk şarabını kana kana, hissetmek sıcak nefesini boynunda, baktığın aynadaki hayalin izdüşümüne gülümsemek bir sabahın koynunda. Avuç içlerini ısıtırken bir kahve sıcaklığında buselerin düşmesi avuçlarına. Özlemek dediğin inadına direnmek demek; hayata, kadere, ona, kendine.. Çıkmaz sokakların dik duvarlarına tırmanıp atlayabilmek yeşil yamaçlara. Canını tutuşturan alevlerin arasından bir vaha bulabilmek kendine. Güzeli düşünmek, güzel günleri yad etmek demek özlemek. Dünyanın her yerinden geçmek elele, karışmak kalabalık şehirlere, filmler izlemek, danslar etmek, hayata iki kişilik bilet kesmek demek.  Yürümek, uzun uzun yürümek ve yürüdüğün her kilometre taşına, denizin mavisine, ormanın yeşiline, kuşların içini ısıtan seslerine adını binlerce kez nakşetmek demek. Firakına aldırmadan, sulu sepken gözlerle kızıl kanatlı bir kanaryayı salıvermek göklerin bağrına, Yann Tiersen'in melodisine bırakıp kendini kanat çırpmak uçsuz bucaksız maviliklerde, konmak bir ulu ağacın tepesine. Belki birkaç damla yaşın süzülmesi gözlerinden, yanaklarındaki yoldan dudaklarına inmesi... Her akşam bir çift  hayali eli bahçeye tohum eker gibi ekmek ellerinin içine. Özlemek demek; uykundan uyandıran hayaline, şiir bakışına, gül bahçesi gamzesine, renkler akıtan gülümseyişine tapınmak ve şiirler, methiyeler sıralamak ardı ardına. Özlemek demek, ömrüne şiir ettiğin bir insanın bile isteye ömürlük şairi olmak demek.

Hamiyet Akan
25.01.2019

Tren İstasyonları




Bir tren istasyonunda oturduğunda düşüneceksin kaç el sallandı orada,
Kaç buğulu göze yarenlik etti kenarı oyalı mendiller,
Kaç sevdalıyı ayırdı, kaçını vuslatla sarmaladı, düşüneceksin.
Yüreği şiire düşen, elleri aşk kokan şairler mi bekledi salonunda,
Kaç ucu yanık mektup aşkla baktı divit ucuna,
Kaç umut infilak etti gözleri yolda, saçına karlar yağan bir dedenin solgun bakışlarında,
Avuçları öpülmeye hazır kaç kadın boşluğu avuçladı matemin koynunda,
Ayaklarını uzatmış bir bank hangi yetimin yatağı oldu soğuk kışın koynunda?
Hüzne ayarlı tren düdükleri kaç eve misafir oldu,
Kömür kokulu lokomotif dumanına kaç hayal çizildi, düşüneceksin.
Elleri yağdan kararmış makinistleri,
Biletler diyen gür sesli kondüktörleri,
Babacan istasyon şeflerini,
Tığ işi perdelerin arkasından dışarıyı kesen özlem dolu gözleri,
Kompartımanın penceresinden görünen sıcak bir yaz günü kavrulan Anadolu topraklarını,
İstasyon caddesinde kızlı oğlanlı ürkekçe çarpışan bakışmaları,
Yılkı atı gibi koşturan kalplerin yüzde oluşturduğu kızarıklığı, düşüneceksin.

Ve Hasan Hüseyin Korkmazgil'in Akarsuya Bırakılan Mektup'u gibi diyeceksinki:
"gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n’olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum"


Hamiyet Akan

Sükuta Sığmayan Sevmeler


   

Yok öyle benim siyaha beyaz, eğriye doğru deme huyum. Neysem oyum. Dinlemek istersen anlatırım hem de uzun uzun çünkü benim tükenmek bilmez öznesi sen olan cümlelerim var. Bir yüreğim var adını melodi gibi içimde mırıldanan. Ağıt tutmaz gökyüzüm, sükut etmez mavilerim var, altında sen varsın diye. Susuz nehir yataklarına değil çağlayana teslim etmişim bedenimi, görmek istersen şayet. Hele odamın duvarlarına yansıyan bir izdüşümün var ki dağ başında yaktığın ateş kadar sıcak, üstünde parlayan ay kadar gerçek. Biraz yaklaşsam sanırım ki nefesine değecek nefesim aniden.
Ah be sevgilim, sevdin beni sevmedin değil. Ama korkarak sevdin. Kaçarak, susarak sevdin. Bense seni savaş meydanındaki savaşçı gibi sevdim. Her yanımda kılıç darbesi ile yeniden dirilip ayaklarına serildim.

Hamiyet Akan
16/10/2018

Ellerimin Yetimliği


  



Sen ki martıların çığlığıydın yüreğimde.
Bilinmeyen bir ozanın şiiri gibiydin içimin dehlizlerinde.
Baharda altımızda kımıldayan toprağın uyanışı gibi kutsal,
Gökkuşağının maviyle sevişmesi gibi
doyumsuzdu ellerinin ellerimle olan valsi.
Şimdi ellerim yetim, yüreğim öksüz.
Gözlerinle tavaf ettiğin bu şiirlerin boynu bükük.
Ey Aşk, sensiz bu hayat bana birkaç beden büyük,
durmuyor yakışmıyor üstüme.
Sana ait tüm benliğim baksana nasılda kırık dökük.
Hadi tut ellerimi geçsin, bitsin yetimliği.
Sev yüreğimi şenlensin yeniden çocuklar gibi.
Hamiyet Akan

Aşk Melodisi



  

Saatler gece yarısına doğru ilerlerken etraftan el ayak çekilmekte. Denizin dalga sesleri ruhumun dalgalarının arasına karışmakta ve sen oluk oluk kalbimin saklandığın odacıklarından dışarıya doğru sızmaktasın. Gülüşlerin, öpüşlerin ve ellerin dört yanıma akmakta. Görmezsin, bilmezsin bir toprağın bereketi gibi içimde ne denli bereketli olduğunu. Silinirken gün takvimlerden, ömür hayat defterimin hanesinden, sen bir mıh gibi çakılı kalırsın içimde. Aşk affet beni, vazgeçmeyen ben değilim senden, tüm hücrelerimdir, ellerimdir, öpüşlerine ev sahipliği eden avuçiçlerimdir... Bakışımın ışık hızından daha hızlı hayalini bulduğu doğrudur gecelerde yada kalbimin bir çağlayandan hızla aktığı sana doğru... Rüzgar şahit, deniz şahit, gök şahittir sevgimin suyun berraklığı kadar saflığına ve hasretinden geceleri yurt bellediğimin şahittir karanlığın sessizliği. Yoksun sen tüm yoklukların cirit attığı yerlerde. Sen varlık denizimin maviliğisin. Omzuna başım düşmüyor, elin dokunmuyor belki tenime diye düşünme. Sen altın yaldızlı bir düşsün içimde. Ben soyunmuşum tüm giysilerimden bir seni giyinmişim alabildiğine. Ama konuşmalar sessiz, bedenler ağır aksak zamanın koynunda, sıradanlaştırmaya çalıştığımız sevgi boşlukta çekip giden görüntüler kadar acı.Senin bulunmadığın bir zamanın içinde yürüyorum düşe kalka. Lakin her düştüğüm yerde sana düşüyor, sana rastlıyorum ovalarda, düzlüklerde, dağ başlarının sessizliğinde. Bak gecenin karanlığının içinde yüzün tüm donuk zamanların ötesine geçip dünyamı ışıtmakta. İnan bana sensizliğin bahçesinde değilim sevgilim, hayali cennetinde aşk melodimizi mırıldanıyorum hala. Hadi takip et sesimi, bul beni...

Hamiyet Akan
28.08.2018
03:03

Akşamın Kızıl Dudakları






Akşamın kızıl dudaklarından denizi içmek gibiydi seni sevmek.
Bir zamansız saatte kanat çırpmak gibiydi göklere. 
Şimdi bir gülüşün geçiyor içimden, 
bir yüzün düşüyor aklıma, içim yanıyor. 
Ah ne yazık kalmadı benliğe dair hiçbir şey, 
rüzgârda çırpınan hayallerden başka.

Hamiyet Akan
 
Theme:deluxetemplates.net