~~~~~~~~~~~~~~~

Baba Bedduası


Sarp dağlar arasında, yeşilin en koyu renginin koynuna kurulu bir köyde dünyaya gelmişti Meryem. Babası oldukça ciddi ve heybetli bir adamdı. Köyde herkes korkardı, bir bakışı yeterdi karşısındakini titretmeye. Defalarca girip yatmışlığı vardı mapus damlarında çünkü köyün adaleti ondan sorulurdu. Kadına, kıza, vatana söz edene tahammül edemezdi. Biri yan mı baktı karına kızına, deşiverirdi adamı oracıkta. Yardıma muhtaç olanın yoluna pamuk gibi serilir ama kötü olanında tepesine azrail gibi binerdi Fevzi Efendi.

Böyle heybetli bir babası olduğu için hem sevinir hem de ürkerdi Meryem. Mesela babası bir kez sarılıp öpmemişti onu ama onun bildiği böyleydi. Halbuki her gece o uyuduktan sonra Fevzi Efendi usulca yavrusunun yanağını öper, üzerini örter, kokusunu ciğerlerine kadar çekerdi. Sardığı tütün cigarasından bile daha hızlı çekerdi içine bu kokuyu çünkü hiç bir şey bu koku kadar onu sarhoş etmezdi.

Meryem babasının gizli sevgisinin gölgesi altında büyüdü, serpildi. Bir gün karşı evin mavi gözlü delikanlısı Mehmet'e  gönlünü kaptırıverdi. Bahçede çapa yaparken sevgi kazdılar, sevgi ektiler yüreklerine, birleşti gözleri su gibi aktı gönülleri birbirlerine.

Ama ne var ki Meryem'in babası bunu bir duyarsa kıyametler kopacaktı çünkü Mehmet'in babası Hayri Efendi ile geçmişten kavgaları var idi. Fevzi Efendi ne o aileye kız verirdi, ne de onlarla bir çift kelam ederdi.

Diyemediler, korkularından kaçmaya karar verdiler. Bir gece vakti, bir küçük bohça ile kaçtı Meryem Mehmet'e. Sabahın ilk ışıklarıyla şehre inip hemen nikahlarını ettiler. Artık iki sevgili mutluydu. Fevzi Efendi ise hem kızgın hem de kırgındı kızına ve Mehmet'e. Asla onaylamadı bu evliliği. Bundan dolayıda Mehmet, Fevzi Efendi ile asla konuşmamaya yemin etti.

Kısa bir süre sonra Meryem hamile kaldı. Mutlu geçen evliliklerine bir de şimdi bebek sevinci eklenmişti. Her ikisininde yürekleri çocuklar gibi şendi.

Günlerden bir gün babası tarlada çalışırken Meryem ve Mehmet hemen tarlanın yanı başından inen patikadan aşağıya iniyorlardı. Başka yol olsa Mehmet oradan gidecekti çünkü evliliklerini onaylamayan kayınpederine çok kızgındı ama bu küçük patikadan başka yol yoktu geçmek için. Önde kocası ardında Meryem yavaş yavaş ilerlediler. Meryem babasına doğru baktı ama kocası küs olduğu için selam dahi vermeden babasının yanından geçip gitti.

Fevzi Efendinin yüreğine sanki öküz ölüsünü getirip yıkmışlardı. "Hadi o gavurun dölü selam vermiyor da, ya benim başımı kokusuyla döndüren evladıma ne demeli!" dedi ve hırsla dudaklarından can paresi kızına bir beddua etti. "Kızım karnında gör, yanında görme!" deyiverdi.

Meryem çok geçmedi, sancılandı ve çocuğunu düşürdü. Ondan sonra tam sekiz defa daha hamile kaldı ama her defasında çocuk tam doğmaya yakınken ölüyor yada düşüyordu. Şimdi yaşı kırka ulaşmışken dokuzuncuya hamile idi.

Sonunda babasının ettiği beddua aklına geldi ve hemen Mehmet'le ikisi Fevzi efendinin yanına gittiler. Elini, ayağını öpüp af dilediler. Fevzi Efendi affetti ve tövbe etti. Yüce Allah'a yalvardı bu torununun doğması için. Kızı sonunda sağlıklı bir erkek evlada kavuştu.

Meryem orta yaşlarında tek de olsa çocuk sahibi oldu ama af dilememiş olsaydı asla çocuk sahibi olamayacağının farkında idi. Çünkü baba bedduası, ok gibi saplanır kalırdı evlada ve hiç bir şeye benzemezdi.

Hamiyet Akan

Kaleme almış olduğum bu hikaye, gerçek bir hayat hikayesidir.
 
Theme:deluxetemplates.net