~~~~~~~~~~~~~~~

Ah, İstanbul Ah!






Ah İstanbul demeli şimdi...
Karışmalı yağmurun yıkadığı,
Ama hala kirli olan sokaklarına...
Binmeli martının yosun kokan kanatlarına,
Çekmeli ciğerlere iyot kokusunu,
Pul pul balıklarınla dalmalı soğuk sularına...
Batarken güneş deryanın koynuna,
Bir yudum almalı meyden,
Bir demet şiir serpmeli şehr-i istanbul’un bağrına…

Ah, İstanbul ah!
Kim bilir neler çalarsın,
Seni gümüş tepsi sananlardan...
Üryana bürünen kadınmışsın gibi,
Kollarına koşanlardan...
Ama bugün her biri,
Senin gümüş tepsi olmadığının farkındalar.

Ah, İstanbul ah!
Neden böylesine acımasız ve kahır dolusun,
Güneşin neden hep puslu doğar sabahlarına,
Bilir mi sorsam cevaplarını köşede bekleyen yolcuya,
Ya da kıvrılıp koynunda yatan ayyaşa?
Ah, İstanbul ah!
Ne cevap bulabiliyorum sorularıma,
Nede yetişebiliyorum hızına…

Hangi kaldırımına adım atsam,
Boş bir mabet duygusu uyandırıyor ruhumda..
Her yanın sisli, her yanın karanlık!
Bir ufacık ışık olsan, sızardın belki canıma...
Ya da kan gibi, hayat olurdun damarlarıma...
Ama sen...
Vermeye değil, sadece alışmışsın almaya.
Benden aldığın her parçamı
Hibe ettim sana, her biri hayırlı ola…

Hamiyet Akan
20/03/2008_ 12:05
 
Theme:deluxetemplates.net