~~~~~~~~~~~~~~~

Mavi Kelebek

(Kısacık Bir Ömrün Özeti)

Bir vadinin en ulaşılmaz köşelerinde uçardı. Uçtuğu yerler hep karanlığa çalardı. Anlaşılmazdı mavi kelebeğin dünyası… En yakın dostu ise peşinden bir türlü ayrılmayan yalnızlığıydı. Severdi yalnızlığı fakat bir türlü fark etmezdi, yüreği hep buruktu.

Gün oldu, günler savruldu. Mavi kelebek yine gecelerin koynuna sokuldu. Ama bu sefer içinde bir gariplik yerleşmiş, başköşede oturuyordu. Anlamıştı içindeki burukluğu; o artık karanlıkta uçmaktan yorulmuştu.

Düşündü durdu ve dünyasına bir güneş aramaya koyuldu. Güneşi bulacaktı biliyordu. Bulmalıydı, çünkü bu kısacık ömrüne ödemesi gereken bir borçtu. Dağ tepe demeden günlerce uçtu. Gün geldi yüreği susuzluktan kavruldu, gün geldi ıssız dağlardan korktu. Ama vazgeçmeye niyeti yoktu.

Mevsimler peş peşe savruldu. Her günü büyük bir umutla karşılıyordu. Lakin bir gün geldi kaybetti umudunu. Anlaşılan ömrüne yoldaş olacak bir güneş yoktu. Onca yolu aşmış, onca dağlara kafa tutmuştu fakat artık gelmişti yolun sonu…

Bıraktı minik bedenini toprak ananın kucağına. Çevirdi gözlerini sonsuz fezaya. Şu özgür gökyüzü ne kadar umut vaat ediyordu oysa… Ama uymuyordu işte evdeki hesap çarşıya. Bulutlar aralanmıyordu ki ulaşsın güneşine bir anda…

Yorgun kanatlarını saldı toprağa. Bir daha çevirip bakmadı fezanın sonsuzluğuna. Kapattı gözlerini, seslendi toprak anaya: “Al artık beni, al koynuna…” Toprak ana üzüldü mavi kelebeğin çaresiz durumuna. Seslendi göklerin tanrısına: “ Güneşten bir parça bağışla bu kuluna…”

Gökler hırsla gürledi birden… Toprak ana sandı ki, gökyüzü yarılıverecek orta yerinden. O düşüncelerin koynunda gezinirken, bulutlar dağılıverdi aniden. Önce mavilikler süzüldü gökyüzünün derinlerinden, sonra pırıl pırıl bir güneş merhaba dedi tüm renkleriyle ve sardı kelebeğin o zarif bedeninden…

Güneşin sıcaklığıyla kelebek canlandı. Ama önce biraz afalladı, gözlerine inanamadı. İşte güneşi karşısında ve sıcacıktı. Mavi kelebeğin bedeni ısınırken yüreğine de ılık ılık bir sevgi aktı. Güneş bambaşka bir güzellik ile ona bakmaktaydı. Öyle ki kelebek daha fazla dayanamadı parçaladı yüreğinin prangalarını… Ve itiraf etmeliydi ki o güneşe âşıktı.

Aşk nasıl bir şeydi böyle, sığmıyordu içi içine. Gözlerini çekip alamıyordu güneşten başka yere. Bir süre bedeni ile yüreğinin uyanışını izledi sonra koşup sarılmak istedi güneşe, onca zamanın hasretiyle… Kanatlarını hızla çırpmaya başladı ama sonuçsuz kalıyordu her kanat çırpışı... Sevdiği güneşi ondan çok uzaktaydı.

Güneş uzaklığı yakın etmek istedi, uzattı kollarını kelebeğe çünkü o da âşık olmuştu minik kelebeğine ve dayanamıyordu ondan uzakta geçen günlere. Öylesine yaklaştı ki kelebeğe, kelebek bir anda uçup kavuştu güneşine. Aldırış etmedi bedenine hızla işleyen güneşin alevlerine ama uzun sürmedi dayanamadı minik bedeni güneşin aşk ateşine.Yandı, kül oldu bedeni birden bire. Mavi kelebek mutluydu çünkü kısacık ömründe kavuşmuştu sevdiğine...

Ogün bugündür âşıktır kelebekler güneşe ve çaba harcarlar ulaşmak için yanacaklarını bilseler de…

Hamiyet Akan
 
Theme:deluxetemplates.net